Sabit ortodontik tedavide dişlere yapıştırılan braketler tedavi başarısının temelini oluşturur. Günümüzde materyal ve tasarım çeşitliliği sunan braket sistemleri mevcuttur. Her sistemin kendine özgü avantaj ve dezavantajları bulunduğundan, ortodontistin vakaya özgü değerlendirme yaparak en uygun sistemi seçmesi gereklidir. Bu yazıda, braket tipleri, slot ölçü farkları, tork iletimi, sürtünme kuvvetleri, mekanik stabilite, materyal farklılıkları ve başarısızlık oranları ele alınmaktadır.
Braket Tipleri
Metal Braketler
Metal braketler, genellikle paslanmaz çelikten üretilen geleneksel braketlerdir. Teknik olarak yüksek dayanıklılık, sertlik ve mukavemet sunarlar[1]. Paslanmaz çelik, biyouyumlu oluşu ve korozyon direnci sayesinde yıllardır güvenle kullanılmaktadır[1]. Metal braketler ekonomik, sağlam ve uzun tedavi sürecine dayanabilecek yapıda olduğundan en yaygın tercih edilen braket tipidir[1]. Özellikle çocuklar ve gençler gibi estetik kaygıdan çok sağlamlık açısından değerlendiren gruplarda metal braketler ön plana çıkar.
Bununla birlikte, metal braketlerin en büyük dezavantajı estetik açıdan bazı hastaların beklentisini karşılamamasıdır[1].Ayrıca sert metal kenarlar nadiren yanak veya dudakta irritasyona neden olabilir; ancak modern braket tasarımları bu köşeleri yuvarlatarak konforu artırmıştır. Metal braketler ile sürtünme kuvvetleri genellikle daha düşüktür, çünkü çelik braket yüzeyi pürüzsüzdür ve tel ile etkileşiminde daha az direnç gösterir[1]. Bu da diş hareketlerinde daha etkin kuvvet iletimine katkı sunar. Özetle, metal braketler maliyeti düşük, sağlam ve etkili olsa da estetik dezavantajı nedeniyle bazı hastalar için ikinci planda kalabilir.

Seramik Braketler
Seramik braketler, estetik kaygısı olan hastalar için geliştirilmiş, diş renginde veya şeffaf görünümlü braketlerdir. Genellikle polikristal alumina veya monokristal safir (tek kristal alumina) malzemeden üretilirler[1]. Seramik braketlerin en büyük avantajı, diş yüzeyinde daha az fark edilmeleri ve böylece ortodontik tedavinin kozmetik olarak daha kabul edilebilir olmasıdır[1]. Özellikle erişkin hastalar, tedavi sırasında daha az görünür olan bu braketleri sıklıkla tercih etmektedir[1]. Modern seramik braketler renk stabilitesi yüksektir – materyal yapısı itibariyle lekelenmeye dirençlidir ve zamanla rengi değişmez[1]. Bu yönüyle, çay-kahve gibi içeçeklere maruz kalsa bile braketlerin şeffaflığı büyük ölçüde korunur.Seramik braketlerin dezavantajlarına bakıldığında, mekanik açıdan daha kırılgan oldukları görülür. Düktilite eksikliği(esnemeden kırılma eğilimi) nedeniyle braket kanatçıkları aşırı kuvvetlerde çatlayabilir veya kırılabilir[1]. Çelik braketlerle kıyaslandığında seramik malzemenin kırılma tokluğu düşüktür, yani çatlak oluşumuna karşı direnci zayıftır[1].Bu durum, seramik braketlerin çıkarılması esnasında braketin parçalanmasına neden olabilir; bu nedenle klinikte özel çıkarma pense ve teknikleri kullanılarak emniyetli debonding yapmak gerekir. Ayrıca seramik braketler sertlik açısından çok yüksek değerlere sahiptir. Seramiğin bu sert yapısı, karşıt diş minesine temas ettiğinde aşındırıcı etki yaratabilir[2]. Bir diğer önemli nokta, seramik braket-tel etkileşimleridir: Seramik yüzey çeliğe göre daha pürüzlü ve sürtünmesi yüksek bir malzemedir. Nitekim, seramik braketler metal tellere karşı daha yüksek sürtünme kuvveti üretir, bu da diş hareketi için gereken kuvveti artırabilir[3]. Bu sorunu azaltmak için bazı seramik braket modellerinde telin geçtiği yuva kısmı metal bir yuvayla astarlanmıştır (ör. metal oluklu seramik braketler); böylece tel-seramik teması yerine tel-metal teması sağlanarak sürtünme azaltılır[4].Seramik braketler, metal braketlere kıyasla genellikle biraz daha hacimli (daha kalın) olabilir, bu da dudak-diş etkileşimini etkileyebilir; ancak modern tasarımlarla boyut farkı en aza indirilmiştir. Özetle seramik braketler üstün estetik sağlar ancak kırılganlık ve yüksek sürtünme gibi teknik dezavantajları nedeniyle her vaka için uygun olmayabilir[1].

Kendinden Ligatürlü Braketler (Self-Ligating)
Kendinden ligatürlü braketler, telin braket yuvasında tutulması için ayrı lastik veya tel ligatürlere ihtiyaç duymayan, özel kapaklı/klipsli braketlerdir. Bu braketlerde braketin kendi mekanizması (kapak ya da yaylı klips) ark telini yuva içinde sabitler. Kendinden ligatürlü braketler hem metal hem de şeffaf (seramik veya polikarbonat) malzemelerle üretilebilir, ancak çalışma prensipleri aynıdır[1].Tasarım olarak aktif ve pasif olmak üzere iki tipi vardır: Aktif self-ligating braketlerde, yuva kapağı tel üzerine sürekli bir basınç uygulayarak teli yuvada aktif şekilde tutar; pasif self-ligating braketlerde ise kapak tel ile arasında boşluk bırakarak sadece teli içeride tutar, aktif baskı uygulamaz[1].Pasif tasarımda braket yuvası, tel etrafında daha serbest olduğundan tel ile braket arasındaki sürtünme teorik olarak daha da azalır[1].
Bu braketlerin en çok vurgulanan avantajı, ligatürsüz sistemin sürtünmeyi azaltmasıdır. Elastik veya çelik ligatürlerin olmaması, özellikle tedavinin başlarında küçük yuvarlak tellerle çalışılırken dişlerin daha az sürtünmeyle hareket etmesini sağlar[1].Laboratuvar ortamında yapılan karşılaştırmalarda, 0.016″ NiTi tel ile konvansiyonel elastik ligatürlü metal braketlerde ölçülen sürtünme kuvvetinin, eşdeğer self-ligating metal brakete göre 4 kat daha yüksek olduğu rapor edilmiştir; bu fark seramik braketlerde daha da büyüktür[3]. Dolayısıyla kendinden ligatür mekanizması, özellikle seviyeleme ve sıralama aşamalarında daha düşük direnç sayesinde daha hafif kuvvetlerle diş hareketine imkan tanıyabilir(20). Bu durum teorik olarak tedavinin biyolojik uyumunu da artırabilir, çünkü düşük sürtünme sayesinde gerekli kuvvetler azalır ve periodontal dokulara aşırı yük binmez. Ayrıca elastik lastik ligatürlerin kullanılmaması, oral hijyen açısından da bir avantaj olarak sunulur – lastiklerin ortadan kalkması, plak birikimini ve renkleşmeyi azaltabilir[1]. Klinik olarak hekimler açısından da bazı pratik kolaylıklar öne sürülmüştür: Ligatür değişimine gerek kalmadığı için kontrol randevularında daha az sandalye süresi harcanabileceği, tellerin daha hızlı değiştirilebileceği ve daha uzun aralıklarla aktivasyon yapılabileceği iddia edilmiştir[1].Bunların yanı sıra, sürekli elastik kuvvet uygulanmadığından, dişlere gelen kuvvetin daha fizyolojik dağıldığı ve tedavi esnasında hastaların daha az ağrı hissettiği bazı çalışmalarca öne sürülmüştür[1].
Öte yandan, kendinden ligatürlü braketlerin dezavantajları ve tartışmalı yönleri de mevcuttur. Öncelikle, mekanizmanın karmaşıklığı nedeniyle bu braketler geleneksel tiplere göre daha pahalıdır. Braket üzerine entegre kapak/klips sistemi braket boyutunu biraz artırabilir; bazı hastalar bu nedenle dudakta farklı bir dolgunluk veya başlangıçta hafif irritasyon hissedebilmektedir[1].Ayrıca kapaklı mekanizmanın zamanla aşınması veya kırılması riski vardır – nadiren de olsa klipsin kırılması durumunda braket fonksiyonunu kaybeder ve değiştirilmesi gerekir[1].Kendinden ligatürlü braketlerin klinik etkinliği üzerine yapılan araştırmalar, bu sistemlerin tedavi süresi veya sonuç kalitesi bakımından belirgin bir üstünlük taşımadığını göstermektedir[5].Örneğin, konvansiyonel ve kendinden ligatürlü braketleri karşılaştıran bir meta-analizde, her iki sistemin toplam tedavi süresi ve randevu sayısı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır[5].Yani, laboratuvar ortamında görülen düşük sürtünme avantajı, gerçek klinik ortamda tedaviyi belirgin şekilde kısaltmamaktadır. Yine de, daha kolay ligatür işlemi ve daha az plak tutucu eleman içermesi gibi kendinden ligatürlü braketlerin pratik faydaları bulunmaktadır, her hekimin kendi tecrübesi ve hasta gereksinimleri doğrultusunda değerlendirilmelidir.

Lingual Braketler
Lingual braketler, dişlerin dil (palatal/lingual) yüzeyine yapıştırılan, dışarıdan tamamen görünmeyen braket sistemleridir. Bu braketler genellikle paslanmaz çelikten üretilen küçük boyutlu braketlerdir ancak dişlerin arka tarafına uygulandıkları için kullanımları oldukça özeldir. En önemli avantajı, braket ve tellerin dışarıdan bakıldığında görünmemesidir, bu nedenle estetik kaygısı en yüksek olan hastalara yönelik bir seçeneklerden biridir. Özellikle iş hayatındaki yetişkinler, görünmez oluşu nedeniyle lingual ortodontiyi tercih edebilmektedir. Lingual braketlerin bir diğer potansiyel avantajı da, braketlerin dişlerin ön yüzeyinde olmaması sayesinde ön yüzeyde White Spot oluşumu riskinin azalmasıdır[1].Braketler genellikle dişlerin ön yüzeyinde plağın birikmesine ve uzun dönemde mine yüzeyinde beyaz noktasal demineralizasyonlara (beyaz lekelere) yol açabilir. Lingual teknikte ise braketler arka yüzde olduğundan, ön yüzeyler daha kolay temizlenebilir ve estetik açıdan görünen bölgede leke riski en aza iner.
Lingual braket sisteminin zorlukları da fazladır. Braketlerin dişlerin arka tarafına yerleştirilmesi, klinik uygulama ve tedavi yönetimini daha karmaşık hale getirir. Öncelikle, lingual yüzeylerin şekli ve alanı sınırlı olduğundan, bu braketler hastaya özel olarak üretilebilir (özelleştirilmiş lingual braket sistemleri dijital teknolojiyle her dişe uygun tasarlanabilir). Braket yerleştirilmesi çoğunlukla indirekt bonding yöntemiyle (laboratuvarda hazırlanan bir transfer plak yardımıyla) yapılır, çünkü ağzın içinde direkt yerleştirme ve görsel kontrol zordur. Hastalar için ise ilk başta konuşma zorluğu (pelteklik) yaşanabilir; dilin dişlere temas ettiği bölgede braketler olduğu için başlangıçta fonasyon etkilenir[1].Ayrıca dil, bu braketlere sürtünerek yaralanma yapabilir. Bu nedenle tedavinin ilk günlerinde hastalara ortodontik mum kullanmaları önerilebilir. Okluzyon (kapanış) zorlukları da lingual braketlerin sıkça karşılaşılan bir dezavantajıdır: Derin bir kapanışı olan hastada, alt dişlerin lingualine braket yapıştırıldığında, üst dişlerin bu brakete çarpması muhtemeldir. Bu durum braketlerin sık sık kopmasına (bond failure) veya diş hareketinin engellenmesine yol açabilir[1].Çözüm olarak genellikle geçici yükseklik arttırıcılar uygulanarak, üst ve alt dişler arasında mesafe yaratılır ancak bu da çiğneme etkinliğini geçici olarak etkileyebilir. Lingual teknik, hekimin çalışma ergonomisini de zorlar. Tüm bu sebeplerle lingual tedavi, hasta başına düşen işlem süresini uzatır ve toplam tedavi süresi konvansiyonel tekniklere göre bir miktar daha uzun olabilir.
Tüm bu dezavantajlara rağmen, lingual braketler estetiğin çok önemli olduğu bir vakada doğru endikasyonla uygulandığında başarılı sonuçlar elde edilebilir.

Slot Ölçüsü: 0.018" vs 0.022"
Ortodontik braketlerin tel yuvası genişliği (slot boyutu) genellikle iki standart ölçüden biridir: 0.018 inç veya 0.022 inç. Bu ölçü, braketin iç kanal yüksekliğini tanımlayarak kullanılacak ark telinin boyutunu sınırlar.Günümüzde her iki slot tipini kullanan tedavi felsefeleri mevcut olup, hangisinin üstün olduğuna dair uzun süredir devam eden bir tartışma bulunmaktadır .Bilimsel veriler ise her iki sistemin de benzer klinik sonuçlar verebildiğini ve seçimin çoğunlukla klinik tercihe dayalı olduğunu göstermektedir[6].
Braket slot boyutunun ortodontik tedavinin süresi ve başarısı üzerindeki etkisini görmek için yapılan randomize kontrollü klinik çalışmanın sonuçlarına göre, 0.018 inç ve 0.022 inç slotlu braket sistemleri arasında ortodontik tedavi etkinliği açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır(3).
Mekanik Performans
Tork İletimi
Braket-tel sisteminin bir dişe verebileceği dönme kuvveti (tork), büyük ölçüde braket yuvası ile tel arasındaki boşluk ve telin elastik özelliğiyle belirlenir. Bir braketin nominal tork değeri olsa da gerçekte tel, braket yuvasında boşluk doldurana dek serbestçe dönebilir – bu açıya “play angle” denir. Yapılan bir laboratuvar çalışmasında, test edilen tüm braket-tel kombinasyonlarında idealden çok daha yüksek “oyun açısı” olduğu saptanmıştır; yani üretici tarafından belirtilen ölçülerden kaynaklı tolerans farkları nedeniyle teller braket yuvasında beklenenden fazla boşluk bırakmaktadır[7]. Bu tolerans farklılıkları nedeniyle, farklı markaların aynı nominal ölçülerindeki braketlerinde bile tork iletiminde farklılıklar oluşabileceği gösterilmiştir[7]. Bunun yanında, telin materyal özellikleri de tork iletiminde etkilidir: Paslanmaz çelik teller, aynı kesitteki Nikel-Titanyum tellere kıyasla daha yüksek elastik modüle sahip oldukları için daha büyük tork kuvveti iletebilirler([7]. Bir braket içinde aynı boyutta tel kullanıldığında, çelik telin Niti tele göre dişi daha iyi kontrol etmesinin sebebi budur (daha az esneme, daha fazla kuvvet). Bu yüzden genellikle tedavinin son aşamasında çelik teller tercih edilerek kesin kök pozisyonları verilir. Aktif kendinden ligatürlü braketlerde, braket kapağının teli yuvaya doğru itmesi nedeniyle, tel tamamen oturur ve tork daha erken iletilebilir; pasif sistemlerde ise tel ile kapak arasında boşluk olabileceğinden, tel ancak belli bir torsiyonla braket duvarına temas ederek tork üretir[1]. Sonuç olarak, etkin tork kontrolü için dikkat edilmesi gerekenler: uygun tel boyutu ve malzemesini kullanmak, tedavinin son aşamasında mümkün mertebe braket yuvasını dolduran tellerle çalışmak ve eğer tork ihtiyacı fazla ise braketlerin ürün açıklamasındaki gerekli tork açılarının bulunduğundan emin olmaktır.
Sürtünme Kuvvetleri
Sürtünme; braketin tasarımına (konvansiyonel vs kendinden ligatürlü), braket malzemesine, tel malzemesi/kalınlığına ve ligatür tipine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Genel bir kural olarak, metal (paslanmaz çelik) braketler, seramik braketlere göre belirgin şekilde daha düşük sürtünme kuvveti üretir[3].
Ligatür tipinin de sürtünmeye etkisi büyüktür: Elastik ligatürler, teli braket yuvasına bastırdıkları ve ayrıca kendileri de sürtünmeye neden oldukları için konvansiyonel braketlerde sürtünmeyi artırır. Çelik ligatürler biraz daha düşük sürtünme sağlasa da, tam bağlandığında onlar da telin braket duvarına sıkı temasına yol açar. Kendinden ligatürlü braketler ise bu ligatür elemanlarını ortadan kaldırdığından, özellikle hafif tellerle çalışırken dramatik biçimde düşük sürtünme sunar[1]. Özetle, sürtünme kontrolü gereken durumlarda braket ve ligasyon seçimi büyük önem taşır. Diş hekimi, eğer uzatılmış kaydırma hareketleri planlıyorsa, pasif self-ligating braketleri veya düşük sürtünmeli braket-tel kombinasyonlarını düşünebilir. Tersi şekilde, sürtünme istenen bir mekanik (ör. ankraj kontrolü için dişin telde sabit kalması isteniyorsa) varsa, elastik ligatürlerin kullanımı arttırılabilir. Burada önemli olan, her braket-tipinin sürtünme profilini bilmek ve tedavi planını buna göre uyarlamaktır.
Mekanik Stabilite
Braketlerin mekanik stabilitesi, uygulanan ortodontik kuvvetler altında biçim ve işlevlerini koruyabilme kabiliyetleri olarak tanımlanabilir. Paslanmaz çelik braketler, yüksek yapısal dayanıklılığa sahiptir ve normal ortodontik kuvvetler altında kalıcı deformasyona uğramazlar. Çelik malzeme belli bir esneme payına (yield point) sahip olduğu ve kırılgan olmadığı için, örneğin braket kanatları aşırı kuvvette bir miktar eğilse dahi kırılmaz ve eski haline getirilebilir. Buna karşın polimer (plastik) braketler için mekanik stabilite bir zamanlar büyük sorundu. 1980’lerde tanıtılan ilk plastik braketler (polikarbonat esaslı), kuvvet altında esneyip deforme olma eğilimindeydi; bu da braketin teli tam tutamaması, tork kaybı ve tedavi gecikmeleri anlamına geliyordu[1]. İlave seramik partiküller veya fiberglass ile plastik braketleri güçlendirme çabaları, malzemenin tork altında deformasyonunu tam olarak engelleyememiştir[1]. Bu nedenle günümüzde plastik braket kullanılacaksa, metal yuvaya sahip hibrit tasarımlar tercih edilir; metal oluk, braketin kritik bölgesine destek olarak hem sürtünmeyi düşürür hem de braketin kopma riskini azaltır[1].
Seramik braketler ise malzeme olarak son derece rijit ve serttir; bu açıdan bakıldığında uygulanan ortodontik kuvvetlerle şekil değiştirmezler (yani telin basıncıyla eğilmez veya bükülmezler). Bu, tork iletiminde avantaj gibi görünse de seramik braketin toleransı aşıldığında esneme olmaksızın direkt kırılma gerçekleşir. Dolayısıyla seramik braketlerin stabilitesi, kırılma dayanımıyla sınırlıdır: Yeterince yüksek bir kuvvet uygulandığında (örneğin yanlış açıyla penseyle sıkma veya hastanın sert bir şeye diş vurması), metal braket eğilirken seramik braket çatlayabilir. Mekanik stabilite bağlamında kendinden ligatürlü braketlere değinecek olursak: Bu braketlerin klips/kapak mekanizması da stres altında zarar görebilir. Örneğin, aşırı kuvvetli bir ark teli zorla yerleştirilmeye çalışılırsa klips deformasyonu veya kapanmama sorunu yaşanabilir. Bu nedenle önerilen tel dizileri dışına çıkmamak ve üretici tavsiyelerine uymak önemlidir. Yine de, genel olarak modern kendinden ligatürlü braketler defalarca açılıp kapatılmaya dayanacak şekilde test edilmiştir ve mekanik tasarımları oldukça stabildir.
Sonuç olarak, Diş hekimi, seçtiği braketten beklenen kuvvetleri ve hareketleri göz önüne alarak, örneğin şiddetli bir rotasyon veya tork verecekse plastik yerine çelik/seramik kullanmayı, ya da dişsel temas riskinin yüksek olduğu durumlarda seramik yerine çelik tercih etmeyi planlamalıdır. Ayrıca braketlerin üretim kalitesine de dikkat edilmelidir; hassas toleranslarla üretilmiş, köşeleri düzgün ve yuvası pürüzsüz braketler daha iyi mekanik performans gösterir. Nitekim, tork iletimindeki farklılıklar gibi, sürtünme ve stabilitede de marka/model farkları olabileceği akılda tutularak güvenilirliği kanıtlanmış ürünler tercih edilmelidir[7].
Braket Başarısızlık Oranları
Braket materyali ve tasarımının kopma üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmalarda seramik braketlerin debonding (koparma) mukavemetinin metal braketlerden anlamlı derecede yüksek olduğu gösterilmiştir[8]. Bu ilk bakışta avantaj gibi dursa da, eğer braket aşırı güçlü yapışırsa ayrılma anında braket diş minesine zarar verebilir. Bu yüzden, seramik braketlerin çoğu üreticisi, braket tabanına kontrollü zayıflıklar ekleyerek (örneğin orta kısmında yarıklar, delikler) kopma esnasında braketin parçalanarak çıkmasını ve minede sadece yapıştırıcı kalmasını hedefler.
Metal vs seramik braketlerin klinikteki başarısızlık oranlarına dair çalışmalar çelişkili sonuçlar vermektedir. Bazı araştırmacılar, metal braketlerin seramiğe göre daha fazla koptuğunu bildirmiştir[8]. Öte yandan, başka bir çalışma konvansiyonel ligatürlü seramik braketlerin metal braketlere göre %60 daha fazla başarısızlık gösterdiğini rapor etmiştir[8].Bu da seramiklerin kırılganlığı ve braket kırığı/kopması ihtimalinin yüksek oluşuna bağlanabilir. Seramik braketlerin debonding mukavemetinin daha yüksek olduğu gösterilse de parça kopması veya kanatçıklarının kopması braketin işlevini gerçekleştiremesine sebep olur.
Kendinden ligatürlü braketler açısından, metal self-ligating braketlerin yapışma başarısının geleneksel metal braketlere benzer olduğu bildirilmiştir[8].
Polikarbonat (plastik) braketler, günümüzde pek sık kullanılmamakla birlikte en yüksek başarısızlık yaşanan braket çeşitlerindendir[1].
Lingual braketler ise yapıştırma tekniği ve konumları gereği ayrı bir zorluk sunar. Lingual yüzeyler genelde daha küçük ve mine kalınlığı farklı olduğu için, başlangıçtaki adeziv tutunma kuvveti bile bukkal taraftan daha düşük olabilir. Üstelik dilin sürekli teması ve özellikle çiğneme sırasında dil tarafındaki braketlere gelen kuvvetler, lingual braket kopmalarını artırır[1].
Özetle, her braket tipinin başarısızlık şekli ve nedeni farklılık gösterebilir. Sonuç olarak, braket kopma veya kırılmaları tamamen önlenemese de uygun braket seçimi, doğru teknik ve iyi hasta uyumu ile bu durum minimuma indirilebilir.
Sonuç
Braket seçimi hasta ve vaka özelinde değerlendirilmelidir. Metal braketler sağlamlığıyla öne çıkarken, seramik sistemler estetik avantaj sunar. Self-ligating sistemler pratik faydalar sağlasa da tedavi süresi açısından belirgin üstünlük göstermez. Lingual sistemler ise görünmez oluşlarıyla benzersiz estetik avantaj sağlar.
Kaynakça
Mundhada VV, Jadhav VV, Reche A. A review on orthodontic brackets and their application in clinical orthodontics. Cureus. 2023;15(10):e46615. doi:10.7759/cureus.46615
Bishara SE, Trulove TS. Ceramic brackets: something old, something new, a review. Am J Orthod Dentofacial Orthop. 1990;98(2):145–53.
Dragomirescu AO, et al. Reducing friction in orthodontic brackets: a matter of material or type of ligation selection? Materials (Basel). 2022;15(7):2640. doi:10.3390/ma15072640
Nishio C, et al. In vitro evaluation of frictional forces between archwires and ceramic brackets. Am J Orthod Dentofacial Orthop. 2004;125(1):56–64. doi:10.1016/j.ajodo.2003.01.005
Čelar A, et al. Systematic review on self-ligating vs. conventional brackets. Clin Oral Investig. 2013;17(6):1785–94. doi:10.1007/s00056-012-0116-x
El-Angbawi MF, et al. Comparing the effectiveness of the 0.018-inch versus the 0.022-inch bracket slot system. Trials. 2014;15:389. doi:10.1186/1745-6215-15-389
Arreghini A, et al. Torque expression capacity of 0.018 and 0.022 bracket slots. Prog Orthod. 2014;15(1):53. doi:10.1186/s40510-014-0053-x
Jakavičė R, et al. Bracket bond failures: incidence and association with risk factors. Int J Environ Res Public Health. 2023;20(5):4452. doi:10.3390/ijerph20054452










